Sunniler günümüzde inanç açısından Maturidi ya da Eşarilik, fıkhi açıdan da bağlı sayısına göre sırayla Hanefi, Şafii, Maliki ya da Hanbeli mezheplerine bağlıdırlar.
Şiiliğin günümüzde bağlı olduğu en büyük fırka İmamiye (Caferiye)dir. Bunun dışında sayıları az olmakla birlikte Zeydiyye ve İsmailiyye fırkaları da günümüze ulaşmıştır.
- Maturidi mezhebi; İmam Maturidi tarafından kurulmuştur.
- Eş'ari mezhebi; İmam Eş'ari tarafından kurulmuştur.
Bu iki mezhep temelde birdir. Ancak teferruata ait kırka yakın konuda fikir ayrılığına düşmüşlerdir. Fikir ayrılığına düştükleri konular sadece ayrıntılardan ibarettir.
-- -- -- -- -- -- -- -- -- -- -- -- -- -- -- -- -- -- -- -- -- --
Sual:
Mezhepsizlik
konusuna
niye
fazla
önem
veriyorsunuz?
CEVAP
Mezhepsizlik
konusuna
fazla
yer
vermemiz
itikad
meselesi
olduğundandır.
İtikadı
bozuk
olanın
ibadetleri
boşa
gider.
Onun
için
önce
doğru
bir
imana
sahip
olmak
gerekir.
Sual:
İctihad
ve
mezhep
nedir?
CEVAP
İctihad
etmek,
mezhep
kurmak,
dinimizin
emridir.
Resulullah
efendimiz,
Hz.
Muaz’ı
Yemene
hakim
olarak
gönderirken,
(Orada
nasıl
hükmedeceksin?)
buyurunca,
(Allah’ın
kitabı)
ile
dedi.
(Allah’ın
kitabında
bulamazsan?)
buyurdu.
(Resulullahın
sünneti)
ile
dedi.
(Onda
da
bulamazsan?)
buyurunca,
(ictihad
ederek)
dedi.
Resulullah
efendimiz,
(Elhamdülillah!
Allahü
teâlâ,
Resulünün
elçisini,
Resulullahın
rızasına
uygun
eyledi)
buyurdu.
(Tirmizi)
Allah
ve
Resulü,
müminlere
merhamet
ettikleri
için,
bazı
işlerin
nasıl
yapılacağı,
Kur'an-ı
kerimde
ve
hadis-i
şeriflerde
açık
bildirilmedi.
Açıkça
bildirilse
idi,
öylece
yapmak
gerekirdi.
Farzı
yapmayanlar
günaha
girer,
kıymet
vermeyenler
de
kâfir
olurdu.
Müminlerin
hâli
güç
olurdu.
Böylece
mezhepler
meydana
geldi.
Eshab-ı
kiramın
tamamı
müctehid
ve
mezhep
sahibi
idi.
Bunun
için
Peygamber
efendimiz,
(Eshabım
gökteki
yıldızlar
gibidir,
hangisine
uyarsanız
hidayete
kavuşursunuz)
buyurdu.
Mezheplerinin
tamamı
kitaplara
geçmediği
için,
bugün
hiç
kimse,
mesela
(Ben
Hz.
Ömer’in
mezhebindeyim)
diyemez.
Mezheplere
bağlı
hiçbir
âlim,
ictihad
derecesine
yükselse
bile,
mezhebinin
imamının
üsul
ve
kaidelerine,
hiçbir
zaman
muhalefet
etmez.
Mezhepsiz
olan
hiçbir
İslam
âlimi
yoktur.
Müctehid
kime
denir?
Kur'an-ı
kerim
ve
hadis-i
şeriflerde
açıkça
bildirilmeyen
hususları,
açıkça
bildirilenlere
benzeterek,
hüküm
çıkaran
derin
âlimlere
(Müctehid)
denir.
Eshab-ı
kiramın
hepsi
müctehid
idi.
Sünnette
kapalı
kalan
yerleri,
müctehid
âlimler
açıklamış,
mezhepler
meydana
çıkmıştır.
Bu
mezheplerden
yalnız
dördü
kitaplara
geçmiş,
diğerleri
unutulmuştur.
Bu
mezheplerin
imanları,
Eshab-ı
kiramın
ortak
imanıdır.
İmanda
ayrılık
caiz
olmaz.
Bu
dört
hak
mezhebe,
(Ehl-i
sünnet)
denir.
Bu
dört
mezhepten
hiçbirine
uymayana
mezhepsiz
denir.
Sual:
Annemle
beyim
Şafii
mezhebindedir.
Babam
ise
Hanefi
mezhebindedir.
Benim,
beyimin
mezhebine
mi,
yoksa
babamın
mezhebine
mi
girmem
gerekir?
CEVAP
Bir
kimse,
hangi
mezhebin
hükümlerini
iyi
biliyorsa,
o
mezhebe
göre
amel
eder.
Babasının
veya
beyinin
mezhebine
göre
amel
etmesi
gerekmez.
Türkiye’de
Hanefi
mezhebi
daha
yaygın
olduğu
ve
Hanefi
mezhebine
ait
Türkçe
kitaplar
daha
çok
olduğu
için,
Hanefi
mezhebine
göre
amel
etmeniz
daha
uygun
olur.
Bazen
Hanefi,
bazen
Şafii
mezhebine
göre
hareket
edilmez.
Sadece,
yapılması
emredilen
bir
işi
kendi
mezhebine
göre
yapmak
imkanı
yoksa,
o
zaman
diğer
üç
mezhepten
birini
taklit
ederek
o
işi
yapmak
caiz
ve
gerekir.
Sıkışık
durum
ortadan
kalkınca
taklit
işine
son
verilir.
(Hadika)
Sual:
Biz
Hanefiyiz,
Şafii
imama
uyarken
niyetimizde
bir
değişiklik
oluyor
mu?
Müezzin
ikameti
kendi
mezhebine
göre
mi
okur?
İmam
kendi
mezhebine
göre
mi
imamlık
yapar,
yoksa
Hanefi
cemaatin
mezhebine
göre
mi?
CEVAP
Ne
niyette,
ne
de
diğerlerinde
bir
değişiklik
yoktur.
Müezzin
kendi
mezhebine
göre
ikamet
okur,
imam
kendi
mezhebine
göre
namaz
kıldırır.
Sual:
"İslam’da
zekat",
"İslam’da
namaz",
"İslam
fıkhında
tasavvuf",
"İslam’da
şu",
"İslam’da
bu"
diyorlar.
"İslam’da
zekat"
denince,
dört
mezhepten
birine
göre
zekat
anlatılmış
olmadığına
göre,
"İslam’da"
diye
kitap
yazmak
uygun
mudur?
CEVAP
Bildirdiğiniz
gibi,
"İslam’da
zekat"
denince,
hangi
mezhebe
göre
söylenildiği
bilinmiyor.
"Hanefi’de
zekat",
"Maliki’de
zekat"
denilmelidir.
"İslam
fıkhı"
tabiri
de
böyledir.
Hanefilerin
fıkıh
usulleri,
Şafiilerin
fıkıh
usullerinden
farklıdır.
Tasavvuf
ve
fıkıh
iki
ayrı
ilim
dalıdır.
"İslam
tasavvufunda
fıkıh"
veya
"İslam
fıkhında
tasavvuf"
demek,
ilimleri,
mefhumları
birbirine
karıştırmak
olur.
"İslam
da
şu",
"İslam’da
bu"
demek,
mezhebi
bilmemek
veya
kabul
etmemektir.
Bir
kimse,
İslam’a
göre
namaz
kılamaz.
Dört
mezhepten
birine
göre
kılması
gerekir.
Mesela
imam
arkasında
Fatiha
okuyan
kimse,
Hanefi’de
vacibi
terk
etmiş
olur.
İmam
arkasında
Fatiha
okumazsa,
Şafii’de
farzı
terk
etmiş
olur.
Onun
için
İslam’a
göre
namaz
kılmak
mümkün
değildir.
Diğer
İslam’a
görelerin
de
çoğu
böyledir.
Bunlar
ince
bilgidir,
elbette
mezhepsizler
bunları
bilmez.
Farklı
ictihad
rahmettir,
müslümanların
işini
kolaylaştırmaktadır.
Sual:
Mısırlı
bir
yazar,
"Gecekondularda
oturanların
bulunduğu
ülkede
apartmanda
oturmak,
dolmuşa
binenlerin
bulunduğu
yerde
taksiye
binmek
veya
özel
araba
sahibi
olmak
israf
ve
haramdır"
diyor.
Bu
sözleri
özel
mülk
düşmanlığı
değil
midir?
CEVAP
İnsanların
akılları,
kabiliyetleri
farklıdır.
On
kişiye
onar
milyar
verilse,
bu
on
kişiden
kimi
bu
parayı
uygun
bir
şekilde
işleterek
daha
çok
para
kazanır.
Kimi
altın,
döviz
alır,
sadece
değerini
koruyabilir.
Kimi
de
elinde
bulunan
paranın
hepsini
yer.
Kimi
de
belki
daha
çok
borca
girer.
Herkesi
varlıkta
eşit
seviyede
tutamayız.
Türedi
yazarlar,
kitaplarında
zenginin
elindeki
malının
alınıp,
fakirlere
verilmesini
savunurlar.
Hem
de
bunun
dinimizin
emri
olduğunu
söylerler.
Dinimizde
zekatı
verilmiş
mal,
biriktirilmiş,
gayrı
meşru
mal
değildir.
Bu
malı,
kimsenin
zorla
almaya
hakkı
yoktur.
Hadis-i
şeriflerde
buyuruldu
ki:
(Zekatı
verilmiş
mal,
biriktirilmiş,
istif
edilmiş
mal
değildir.)
[Ebu
Davud]
(Zekatını
vererek
mallarınızı
zarardan
koruyunuz!)
[Hakim]
(Ortak
koşmadan
Allah’a
ibadet
edersen,
farz
namazları
kılar,
farz
zekatı
verirsen
ve
Ramazan
orucunu
tutarsan
Cennete
gidersin)
[Buhari]
Görüldüğü
gibi,
zekatı
verilen
mal,
kenz,
[yani
istif
edilmiş,
stok
edilmiş
mal]
değildir.
Zekatını
veren,
malın
hakkını
ödemiş
olur.
Kimse
bu
malı
alamaz.
Hadis-i
şerifte
buyuruldu
ki:
(Bir
müminin
malını,
onun
rızası
olmadan
almak
helal
değildir.)
[Ebu
Davud]
Bir
kimsenin
mülkü,
ondan
izinsiz
kullanılamaz.
(D.Muhtar)
Zekat
veren
zenginin
malını
elinden
alıp
fakirlere
vermek
zulüm
olur.
Zekatını
veren
zenginin
apartman,
köşk
yaptırması
haram
değildir.
Tembel
oturup,
çalışmayıp
fakir
kalmak
ve
kazandıklarını
haram
şeylere
vermek
haramdır.
Zekatını
veren
kimsenin
sarayda
oturması,
lüks
vasıtalara
binmesi,
şık
giyinmesi
helaldir.
Çünkü
Allahü
teâlâ,
(Verdiğim
nimetleri
kullanmalarını
severim,
çalışana
veririm)
buyuruyor.
Çalışıp
kazanmak,
mal
mülk
sahibi
olmak
yani
zengin
olmak
günah
değil,
ibadettir.
Zengin
olduğu
için
kendini
başkalarından
üstün
görmek
haramdır.
(F.Bilgiler)
Davudoğlu
hoca
ile
sohbet
Sual:
Din
tahripçileri
hakkında
kitap
yazan
Ahmed
Davudoğlu
hoca
nasıl
bir
kimsedir?
CEVAP
Rahmetli,
(Din
Tahripçileri)
kitabını
neşredince,
kendisini
ziyarete
gittim.
Kendimi
tanıttım.
Uzun
uzun
sohbet
ettik.
Bir
ara
kendisine
sordum:
-
Hocam,
Ezher’in
durumu
nasıldır?
-
Maalesef
iyi
değildir.
İbni
Teymiye’nin,
Abduh’un
fikirleri
hakimdir.
-
Peki
siz
orada
nasıl
Ehl-i
sünnet
olarak
kalabildiniz?
-
Şeyhül-islam
Mustafa
Sabri
efendi
ile
tanıştım.
O
bana,
Mezhepsizliğin
tehlikesini
anlattı.
Efgani’nin
ve
Abduh’un
mason
olduğunu,
bunların
İslamiyet’i
içeriden
yıkmak
için
çalıştıklarını
belirtti.
-
Ezher’in
mezhepsizlik
çamuru
olduğunu
bildirdiniz.
Siz
burada
senelerce
kaldığınıza
göre,
üzerinize
hiç
çamur
bulaşmadı
mı?
-
Benim
ölçüm
vardı.
Mezhepsizliği
kabul
etmezdim.
Üzerime
çamur
bulaştırmadım.
Hocanın
bazı
tercümeleri,
mezhepsiz
yazarların
kitaplarına
önsöz
yazması
bizi
rahatsız
etmişti.
Doğrudan
doğruya
bunu
söylemeyip
dedim
ki:
-
Hocam,
bilirsiniz
(Kıratın
yanında
duran
ya
huyundan
ya
suyundan)
ve
(Üzüm
üzüme
baka
baka
kararır)
gibi
ata
sözlerimiz
vardır.
Hani
az
da
olsa,
Ezher
çamuru
bulaşmamış
mıdır?
-
Kesinlikle
bulaşmamıştır.
-
Hocam,
Selamet
Yolları
isimli
tercümenize
bakabilir
miyiz?
Hoca,
kitabı
getirdi.
Önsözden
birkaç
parça
okumaya
başladım:
-
İsmail
Sanani,
Zeydiyye
mezhebine
salik,
kimseyi
taklit
etmez,
serbest
müctehid
gibi
birisidir.
Sübülüs-selamın
bazı
mahrem
yerlerinde
fikrini
sızdırmış,
Ehl-i
sünnet
olmayan
kimseleri
Ehl-i
sünnet
imamları
ile
zikretmiştir.
Sübülüs-selam
Ezherde
ders
kitabı
olarak
okutuluyor.
Ehl-i
sünnet
harici
kavillerle
dolu
olduğu
için,
sırf
Sübülüs-selamı
tercüme
edemezdim.
Fethül-allam
eserinde
ise,
Ehl-i
sünnet
harici
sözler
bir
dereceye
kadar
kaldırılmış
idi.
Bu
iki
eserden
bilhassa
Sübülüs-selamdan
azami
derecede
istifade
ettim.
Onun
için
onun
bir
tercümesi
kabul
edilen
eserime
Selamet
Yolları
adını
verdim.
-
Evet
ne
var
bunda?
-
Hocam,
daha
ne
olacak,
binlerce
Ehl-i
sünnet
âlimlerinin
kitapları
var
iken,
gidiyor
bir
mezhepsizin
Ezher’de
okunan
kitabını
tercüme
ediyorsunuz.
İkinci
olarak
hadis
kitabı
tercüme
ediyorsunuz.
Üçüncü
olarak
Kur'an
meali
de
neşrettiniz.
Dört
hak
mezhepten
birine
mensup
olan
kimse,
dinini
mealden
ve
hadis
kitabından
öğrenebilir
mi?
-
Öğrenemez.
-
Dine
hizmet
için,
bir
fıkıh
kitabını,
mesela
İbni
Âbidin’i
tercüme
edebilirdiniz!
Hoca,
hakkı
kabul
eden
bir
zattı.
Bu
teklifimi
gayet
normal
buldu.
Başını
sallayarak
dedi
ki:
-
İnşallah
o da
nasip
olur.
Hoca
sözünde
samimi
idi.
Allah
razı
olsun
nihayet
İbni
Âbidin’i
tercüme
etmeye
başladı.
Fakat
ne
yazık
ki
ömrü
kâfi
gelmedi.
Bir
insanın
hocaları
mezhepsiz
olsun
da,
ona
az
da
olsa
mezhepsizlik
zehri,
telfîk
çamuru
bulaşmamış
olsun,
imkanı
var
mı?
Bunun
en
bariz
örneği
rahmetli
Davudoğlu
hocadır.
Bilhassa
son
senelerdeki
gayretlerinden
dolayı,
Ahmed
Davudoğlu
hocamıza
Allahü
teâlânın
bol
bol
rahmet
etmesini
niyaz
ediyoruz.
Sual:
Ekteki
yazıda,
(eskiden
kadın
yalnız
başına
yolculuk
yapamazdı.
Fakat
şimdi
yollar
emin
olduğu
için,
tek
başına
uzun
yola
gitmesinde
mahzur
yoktur)
diyor.
Dinin
hükmü
zamanla
değişir
mi?
CEVAP
Ezmanın
tegayyürü
ile
ahkâmın
tegayyürü
inkâr
olunamaz.
(Mecelle
madde
39)
Dürer-ül-hükkam
şerhinde
bu
maddenin
açıklaması
şöyle:
(Zamanın
değişmesi
ile,
örf
ve
âdete
ait
ahkam
değişebilir.
Nassa,
delile
dayanan
ahkam,
zamanla
değişmez.)
Mubah
olan
âdetlerde
ve
fen
bilgilerinde
zamana
uyulur.
Teknikte
ilerleyenlere
ayak
uydurulur.
Din
bilgilerinde,
ibadetlerde
zamana
uyulmaz.
Din
bilgileri
zamanla
değişmez.
Bunları
değiştirmek,
zamana
uydurmak
isteyen
Ehl-i
sünnetten
ayrılır.
Hadis-i
şerifte
buyuruldu
ki:
(Allah’a
ve
ahiret
gününe
inanan
kadının,
üç
günlük
yola,
ancak
kocası
veya
mahrem
akrabalarından
biri
ile
gitmesi
helal
olur.)
[Hadika]
Berikada
diyor
ki:
(Hür
kadının
kocası
veya
ebedi
mahrem
olan
akrabasından
biri
yanında
bulunmadan,
yalnız
veya
başka
kadınlarla
yahut
akıl
balig
ve
salih
olmayan
mahremi
ile
üç
günlük
yola
gitmesi
haramdır.)
İbni
Âbidin
hazretleri
üç
günlük
yolun
18
fersah
olduğunu
bildiriyor.
18
fersah
ise
yaklaşık
104
km.dir.
Demek
ki
bir
kadın,
zaruret
olmadan
mahremsiz
uzun
yola
gidemez.
Bir
günlük
[35
km.lik]
yola
gitmesi
ise
mekruhtur.
Daha
az
mesafeye
ise
mahremsiz,
fakat
salih
erkeklerle
birlikte
gidebileceği
Fetava-i
Hindiyyede
yazılıdır.
Sual:
Bazıları,
"Zaman
sana
uymazsa,
sen
zamana
uy"
sözünün
yanlış
olduğunu
söylüyor.
Zamana
uymak
gerekir
mi?
CEVAP
Zamana
uymak
gerekir.
Zamana
uymak
demek,
zamanın
icap
ettirdiği
hususlara
uymak
demektir.
Zamanın
değişmesiyle,
örf
ve
adete
ait
hükümler
değişebilir.
Nassa
[Kur'an-ı
kerime,
hadis-i
şeriflere],
delile
dayanan
hükümlerin
zamanla
değişmeyeceğini
yukarıda
bildirmiştik.
Şu
halde,
dine
aykırı
olmayan
örf
ve
âdete
ait
hükümler
değişirse,
bunlara
uymakta
mahzur
yoktur.
Herkes
traktörle,
kamyonla,
uçakla
giderken,
kağnı
ile
gidilmesi
gerekir
diye
ısrar
edilmez.
Fakat
günah
olan
bir
şey,
herkes
tarafından
yapılsa,
buna
uyulmaz.
Zamana
ait
işlerin
değişmesine
kısaca
zamanın
değişmesi
denmiştir.
Böyle
misaller
Kur'an-ı
kerimde
de
vardır.
Mesela,
(köy
halkına
sor)
yerine,
kısaca
(köye
sor)
ifadesi
kullanılmıştır.
(Yusüf
82)
Zalim
köylüler
manasına
(zalim
köy)
ifadesi
kullanılmıştır.
(Nisa
75)
Buna
benzer
ifadeler
Türkçede
de
vardır.
Mesela,
(Şu
sınıf
tembel,
şu
sınıf
çalışkandır)
gibi.
Elbette
burada
anlatılanlar,
sınıfın
kendisi
değil,
orada
okuyan
talebelerdir.
İşte,
zamana
uymakla
da,
zamanın
icabı
olan
faydalı
işlere
uymak
gerektiği
bildirilmektedir.
Zararlı,
günah
olan
şeylere
uyulmaz.
Sual:
Allah’ın
emirlerini
yapmamak
için
mezheplerin
kolaylıklarını
araştırmak
veya
hile-i
şeriyye
yapmak
caiz
midir?
Böyle
hareket
etmek
ruhsatla
amel
etmek
değil
midir?
CEVAP
Kur'an-ı
kerimde
mealen
buyuruldu
ki:
(Allahü
teâlâ
kullarına
kolaylık
gösterilmesini
istiyor.
Güçlük
çekmelerini
istemiyor.)
[Bekara
185]
Hadis-i
şerifte
buyuruldu
ki:
(Allahü
teâlâ
azimetlerin
yapılmasını
sevdiği
gibi,
ruhsatların
yapılmasını
da
sever.)
[Beyheki]
Yani,
izin
verdiği
kolaylıkları
yapmayı
da
sever.
Bunu
yanlış
anlamamalıdır.
Mezheplerin
kolaylıklarını
toplayıp,
bir
kolaylıklar
mezhebi
yapmak
caiz
değildir.
Böyle
yapmak,
İslamiyet’ten
ayrılmak
olur.
(Elcamius
sagir
şerhi)
İmam-ı
Sübki
hazretleri
de
buyurdu
ki:
İhtiyaç
ve
zaruret
olduğu
zaman,
kolayına
gelen
mezhebe
geçmek
caizdir.
Fakat,
zaruret
olmadan
geçmek
caiz
olmaz.
Çünkü,
dinini
kayırmak
için
değil,
kendini
kayırmak
için
olur.
Sık
sık
mezhep
değiştirmek
de
caiz
değildir.
Allahü
teâlânın
sevdiği
ruhsat,
kendi
emirlerini
yaparken
zaruret
haline
düşenler
için,
bildirmiş
olduğu
kolaylıkları
yapmaktır.
Yoksa,
emirleri
yapmaktan
kurtulmak
ve
aklına,
görüşüne
göre
kolaylık
aramak
caiz
değildir.
Necmüddin-i
Gazzi
hazretleri
Hüsn-üt-tenebbüh
kitabında,
(Şeytan,
insana,
Allahü
teâlânın
bildirdiği
kolaylıkları
yaptırmaz.
Mesela
mest
üzerine
mesh
ettirmez.
Ayaklarını
yıkattırır.
Ruhsat
ile
amel
etmeli,
fakat
hiçbir
zaman
mezheplerin
kolaylıklarını
aramamalıdır.
Çünkü,
mezheplerin
kolaylıklarını
toplamak
haramdır.
Şeytan
yoludur)
buyurmaktadır.
Sual:
Küfründe
icma
bulunan
zünnar,
haç
ve
benzeri
küfür
alametleri
için
Abduh
kullandı
diye,
mezhepsiz
yazar
nasıl
olur
da
"isteyen
kullanır"
şeklinde
fetva
verebiliyor?
CEVAP
Böyle
söze
işkembeden
atılmış
denir.
Dr.
M.
Reşad
bey
ise,
(bağırsaktan
çıkmış)
diyor.
Efgani
veya
çömezi
Abduhu
temize
çıkarabilmek
için,
dini
değiştirmekten
çekinmeyip
küfür
alametine
cevaz
veriyorlar.
Sual:
Dünyadaki
bütün
müslümanlar
farklı
görüşlere
sahip.
Nasıl
itikadları
olursa
olsun
birleşmek
mümkün
olmaz
mı?
CEVAP
Müslümanlar
içinde
tek
kurtuluş
fırkası,
(Ehl-i
sünnet
ve
cemaat)
fırkasıdır.
Müslümanlarla,
sapık
fırkaları
birleştirmeye
çalışmak
çok
abes
olur.
Mesela
süt
ile
sirke
ve
idrar
birleşirse
meydana
gelen
karışım
ne
süttür,
ne
sirkedir,
ne
de
idrardır.
Hiçbir
işe
yaramaz.
Fakat
koyun
sütü
ile
inek
sütü,
keçi
sütü
ve
eti
yenen
hayvanların
sütü
karışabilir.
İhtiyaç
olduğu
zaman
karıştırılabilir.
Domuz
sütü
de
süttür.
Fakat
diğer
sütlerle
karışırsa
hepsi
necis
olur.
Ehl-i
sünnet
itikadında
olmayanlarla,
yani
bid'at
ehli
ile
birleşmekten
söz
edilemez.
Sünnet
ehli
ile
bid'at
ehli,
hak
ile
bâtıl
birleşemez.
Birleşme
yalnız
hakta
olur.
Hak
ise
tektir.
Sual:
Allah’ın
sevdiği
bir
veliyi
çok
sevmek,
onu
rehber
edinmek
caiz
midir?
CEVAP
Her
veli
rehber
olamaz.
Ona
bağlanılamaz.
Rehberin,
ilimde
ictihad
derecesine
yükselmiş
olması
ve
marifette
vilayet-i
hassa-i
Muhammediyye
mertebesinde
bulunması
gerekir.
Rehberin
her
hareketi,
her
duruşu,
her
sözü,
İslamiyet’e
uygundur.
Yani,
her
şeyde
Resulullaha
uymaktadır.
Bunlar
için,
Allahü
teâlâ
onu
çok
sever.
Müslümanlar,
Allahü
teâlâyı
çok
sevdikleri
için,
Allahü
teâlânın
çok
sevdiğini
de
çok
severler.
Rehberi
sevmek,
Allahü
teâlâyı
ve
Resulullahı
"sallallahü
teâlâ
aleyhi
ve
sellem"
sevmekten
ileri
gelmektedir.
Bu
sevgiye
Hubb-i
fillah
denir.
İbadetlerin
en
kıymetlisinin
hubb-i
fillah
olduğu
hadis-i
şerifle
bildirilmiştir.
Rehberin
emirlerini
yapmak,
İslamiyet’e
uymak
demektir.
Çünkü,
rehberin
her
sözü
ve
her
işi
İslamiyet’i
bildirmektedir.
Hayatta,
yani
dünyada
hakiki
ilim
sunucusu
Mürşid-i
kâmildir.
Din
düşmanlarının,
müslümanlar
için
(Allah’ı
bırakıp
kulu
seviyorlar.
İslamiyet’i
bırakıp
insana
tapınıyorlar)
sözlerinin,
cahilce
iftira
olduğu,
buradan
anlaşılmaktadır.
Mezhep
imamlarımız
ve
silsile-i
aliyye
büyükleri
en
kıymetli
rehberlerdir.
Sual:
Her
harika
gösteren
evliya
mıdır?
CEVAP
İmam-ı
Rabbani
hazretleri
buyuruyor
ki:
Harikalar,
kerametler
ikiye
ayrılır:
Birincisi,
Allahü
teâlânın
zatına
ve
sıfatlarına
ve
işlerine
ait
olan
bilgiler
ve
marifetlerdir.
Bunlar,
akıl
ile,
düşünmekle
elde
edilemez.
Allahü
teâlâ,
seçtiği
kullarına
ihsan
eder.
İkincisi,
madde
âlemindeki
gaybleri
bilmektir.
Bu
harika
seçilmiş
kullara
verildiği
gibi,
kâfirlere
de
verilir.
Bunların
birincisi
kıymetlidir.
Bunlar,
doğru
yolda
bulunanlara,
Allahü
teâlânın
sevdiklerine
verilir.
Cahiller
ise,
ikincisini
kıymetli
sanır.
Keramet
denince,
yalnız
bunları
anlarlar.
Açlıkla
ve
uzletle,
nefslerini
temizleyen
her
insan,
mahlukların
gayblerini
haber
verir.
İnsanların
çoğu,
dünyayı
düşündükleri
için,
böyle
haber
verenleri
evliya
sanır.
Hakikatten
haber
verenlere
kıymet
vermezler.
Bunlar
Evliya
olsalardı,
bizim
hallerimizden
haber
verirdi,
derler.
Bu
bozuk
ölçüleri
ile,
Allahü
teâlânın
sevdiği
kullarını
inkâr
ederler.
[c.1,
m.293]
Sual:
İtikatta
ve
amelde
mezhebimiz
nedir?
İtikatta
mezhebi
üçe
ayırıyorlar.
Selefiye,
Eşariye
ve
Matüridiye
diye.
Bu
doğru
mudur?
Doğru
ise
biz
hangi
mezhepteyiz?
CEVAP
İman
ve
itikat
aynıdır.
Bunları
anlatan
derin
ilme
İlm-i
kelam
denir.
Kelam
ilmi,
Kelime-i
şehadeti
ve
buna
bağlı
olan,
imanın
altı
temel
bilgisini
öğreten
ilimdir.
Kelam
ilmi
âlimleri,
çok
büyük
insanlardır
ve
kelam
kitapları
pek
çoktur.
Bu
kitaplara,
Akaid
kitabı
da
denir.
Kelam
ilmini,
Ehl-i
sünnet
vel-cemaat
âlimlerinin
bildirdikleri
itikadı
öğrenecek
ve
bunları
akıl
ile
nakil
ile
ispat
edecek
ve
sapıklara,
dinsizlere
anlatacak
kadar
okumak
farz-ı
ayn
olup,
bundan
fazlasını
öğrenmek,
ancak
din
âlimlerine
lazımdır.
Sünnilerin
itikatta
mezhebi,
Ehl-i
sünnet
vel
cemaattir.
Amelde
mezhebi
ise,
dört
hak
mezhepten
birisidir.
İtikatta
ayrılık
olmaz.
İtikatta
mezhep
üçe
ayrılmaz.
Her
müctehidin
kendine
göre
bir
mezhebi
bulunur.
Bir
müctehidin
ictihad
ederek
elde
ettiği
bilgilerin
hepsine,
o
müctehidin
mezhebi
denir.
Her
müctehidin
ictihadı,
başka
müctehidin
ictihadından
farklı
olabilir.
Birine
hak,
ötekine
bâtıl
denmez.
Mesela
İmam-ı
Ebu
Yusuf’un
mezhebi,
İmam-ı
Züfer’in
mezhebi
şudur
denir.
Ama
bunlar
Hanefi
mezheplerinden
ayrı
sayılmaz.
Bunun
gibi
İmam-ı
Eşari
ve
İmam-ı
Matüridi’nin
de
mezhepleri
vardır.
Fakat
bunlar
Ehl-i
sünnetten
ayrı
değildir.
İkisi
de,
Ehl-i
sünnetin
imamıdır.
Ehl-i
sünnetin
imamı
iki
tane
değildir,
çoktur.
İmam-ı
a’zam,
sadece
fıkıhta
değil,
itikatta
da
Ehl-i
sünnetin
imamlarından
biridir.
İmam-ı
Rabbani,
İmam-ı
Gazali
ve
Abdülhakim-i
Siyalkuti
birer
kelam
âlimi
ve
akaid
imamıdır.
Netice,
itikatta
mezhebimiz
Ehl-i
sünnettir.
Amelde
mezhebimiz
ise
Hanefi
veya
diğer
üç
mezhepten
biridir.
Her
âlimin
mezhebi
vardır.
Mezhepsiz
âlim
olmaz.
Mezhepsizlik
dalalettir.
Mezheplerden
farklı
hükümler
alarak
yeni
bir
mezhep
oluşturmak
mezhepsizliktir,
haramdır.
Mason
Abduh
ve
çömezleri
bu
mezhepsizlik
yolunu
tercih
etmişlerdir.
Sual:
Dünyada
bâtıl
ve
bid’at
ehli
olanlar
daha
çoktur,
sesleri
de
daha
yüksek
çıkıyor.
Bunun
sebebi
nedir?
CEVAP
Bir
hadis-i
şerif
meali
şöyledir:
(Bir
ümmet
Peygamberinden
sonra
ihtilafa
düşer,
gruplara
ayrılırlarsa,
bâtıl
ehli
olanlar
hak
ehline
galip
gelir.)
[Taberani]
Sual:
(Hz.
Mehdi
gelince
mezhepleri
kaldırmayacak,
fakat
doğru
olan
mezhep
hükümleri
unutulacak,
Hz.
Mehdi,
ictihad
edecek,
ictihadı
Hanefi
mezhebine
uygun
olacaktır)
deniyor.
Mezheplerin
yanlış
bilgileri
de
mi
var?
CEVAP
Yüce
Allah
desek,
yüce
olmayan
Allah
da
var
anlamı
çıkar
mı?
Büyük
Allah’ım
beni
affet
dense,
küçük
Allah
da
var
anlamı
çıkarılır
mı?
O
zaman
her
şeyde
kusur
bulunur.
Sevgili
Peygamberimiz
dersek,
sevgili
olmayan
da
mı
var
denebilir.
Böyle
şeyler
ilmi
tenkit
değildir.
Sual:
Müceddid
ne
demektir?
CEVAP
Dinde
yenileyici,
bid’atleri
çıkarıp
dini
eski
hâline
getiren
âlim
demektir.
Mesela
imam-ı
Rabbani
hazretleri
(kuddise
sirruh)
ikinci
binin
müceddidir.
Sual:
Tam
İlmihal’de,
bana
göre,
bize
göre
demek,
nakli
esas
almadan
yazmak,
konuşmak
caiz
değil
deniyor.
Fakat,
âlimlerin
bana
göre,
bize
göre,
bu
fakire
göre
dedikleri
de
naklediliyor.
Bu
bir
çelişki
değil
mi?
CEVAP
Hayır
çelişki
yok.
Bana
göre
demek,
kendini
müctehid
sanmak,
yetkili
âlim
bilmek
demektir.
Ama
bir
müctehid
ise,
yani
yetkili
âlim
ise,
elbette
bana
göre
demesi
gerekir.
Müctehidin
bana
göre
demesi,
benim
ictihadıma
göre
demektir.
Mesela
İbni
Âbidin
hazretleri
buyuruyor
ki:
Evliyanın
kabirleri
üzerine,
sanduka,
örtü,
sarık
sarmak
bize
göre,
ölüye
tazime
sebep
olmak,
hakaret
edilmemek,
gafillerin
edepli
olmaları
içindir,
caizdir.
(Redd-ül-muhtar)
İmam-ı
Şafii
hazretleri
buyuruyor
ki:
Sahabe,
ilim,
ictihad,
vera
ve
akıl
bakımından
bizden
üstündür.
Onların
reylerini
çok
beğeniriz.
Bize
göre,
bizim
reylerimizden
evladır.
(Risale-i
kadime)
İmam-ı
Rabbani
hazretleri
buyuruyor
ki:
Peygamberlerden
sonra,
insanların
en
üstünü,
Ebu
Bekri
Sıddık’tır.
Ondan
sonra,
Ömer-ül-Faruk’tur.
Üstünlük,
bu
fakire
göre
fazileti,
meziyeti,
iyi
sıfatları
çok
olmak
değildir.
Önce
imana
gelmek,
din
için
herkesten
çok
mal
vermek
ve
canını
tehlikelere
atmaktır.
Yani
dinde,
sonra
gelenlere,
üstad
olmaktır.
Sonra
gelenler,
her
şeyi,
öncekilerden
öğrenir.
Bu
üç
şartın
hepsi,
Sıddık’ta
toplanmıştır.
Herkesten
önce
imana
gelmiş,
malını
ve
canını
din
için
feda
etmiştir.
Bu
nimet,
bu
ümmette,
ondan
başkasına
nasip
olmamıştı.
(3/17)
Bu
fakire
göre,
yer
yüzünün
en
kıymetli
yeri
Kabri
saadettir;
sonra
Kâbe-i
muazzamadır.
Bundan
sonra,
Medine’de
Mescid-i
nebevi
içindeki
(Ravda-i
mukaddese)
denilen
meydandır.
Daha
sonra
Mekke
şehridir.
(1/
312)
Bu
fakire
göre,
dağda
yetişip,
hiçbir
din
duymayıp,
puta
tapan
müşrikler,
Cennete
ve
Cehenneme
girmeyecekler,
hesap
yapılırken,
zulümleri
kadar
azap
çekeceklerdir.
Sonra
hayvanlar
gibi,
yok
edileceklerdir.
Küçük
iken
ölen
kâfir
çocukları
ve
Peygamberlerden
haberi
olmayanlar
da
böyle
olacaklardır.
(1/259)
Resulullahın
en
kıymetli
zamanları,
bu
fakire
göre,
namazdaki
zamanıdır.
(1/206)
Bu
fakire
göre,
her
gece
yatarken,
(Sübhanallahi
velhamdü
lillahi
ve
la
ilahe
illallahü
vallahü
ekber)
yüz
defa
okuyan,
tesbih
ve
tahmid
ve
tekbir
eylemiş
olur.
Böylece,
muhasebe
yapmış
olur.
Kendini
hesaba
çekmiş
sayılır.

