Mevahib-i
ledünniyye
kitabında
deniliyor
ki:
Peygamberlerden ve meleklerin üstünlerinden sonra, bütün yaratılmışların en üstünü, Eshab-ı kiramdır. Eshab-ı kiramın her biri, bu ümmetin hepsinden daha üstündür. Çünkü, Resulullahı görmek gibi üstünlük olamaz. Eshab-ı kiramın her birini büyük ve üstün bilmek, hepsine iyi gözle bakmak, her birinin adil ve salih olduğuna inanmak lazımdır. Hiçbirine dil uzatmamak, lanet etmemek, düşmanlık etmemek ve bir kısmını sevmek için başka Sahabiye düşman olmaktan sakınmak lazımdır.
İmam-ı Teftazani hazretleri buyuruyor ki:
Eshab-ı kiram arasındaki ayrılıkların, iyi sebeplerle, güzel niyetlerle yapıldığına inanmamız lazımdır. Eshab-ı kiramdan birini kötülemek caiz değildir. Hz. Âişe gibi nass ile üstünlüğü bilinen bir sahabiyi kötülemek küfürdür. (Şerh-i Akaid)
İmam-ı a’zam hazretleri, (Ehl-i sünnet mezhebi şöyledir ki; Ebu Bekir ile Ömer’in en üstün olduklarına inanmak, Resulullahın iki damadını sevmek, ayaklara giyilen meste mesh etmek, iyi-kötü her müslümanın arkasında namaz kılmaktır) buyurdu.
Eshab-ı kiramın üstünlük sırası şöyledir.
Muhacirler: Mekke alınmadan önce, memleketlerini terk ederek, Medine’ye hicret edenlerdir.
Ensar: Medine ve civarında, Evs ve Hazrec kabilesindeki Müslümanlara denir.
Diğer Eshab-ı kiram: Mekke alındıktan sonra imana gelenlerdir. Bunlara Muhacir ve Ensar denmez. Yalnız sahabi denir. İmam-ı Süyuti diyor ki: Ehl-i sünnet âlimleri, söz birliği ile bildiriyor ki, Eshab-ı kiramın en üstünleri, dört halifedir. Sonra, Aşere-i mübeşşere ile Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve Bedir eshabıdır. Sonra Uhud’daki 700 kahramandır. Bunlardan sonra, ağaç altında Resulullaha, (Ölmek var, dönmek yok) diye söz veren 1400 sahabidir. Bu sözleşmeye (Biat-ür rıdvan) denir. (Tarih-ul-Hulefa)
Resul aleyhisselam, vefatından 8 gün önce, Hz. Ebu Bekir’i kendi yerine imam tayin buyurarak, halife olacağına işaret eyledi. Bir seferinde de, Hz. Ebu Bekir bulunmadığı için, Hz. Ömer imam oldu. Resul aleyhisselam, Hz. Ömer’in sesini işitince, (Hayır, hayır, Allahü teâlâ ve Müslümanlar Ebu Bekir’den razıdır, namazı Ebu Bekir kıldırsın!) buyurdu. Eshab-ı kiram arasında, babası, anası ve çocuklarının ve torunlarının hepsi imana gelen, Hz. Ebu Bekir’den başka kimse yoktu. Resul aleyhisselam (Ebu Bekir’in malı gibi hiçbir kimsenin malı bana faydalı olmadı) buyurdu. (İ. Ahmed)
Bilal-i Habeşi’nin azat edilmesi için para verince, Leyl suresinde övüldü:
(Temizlenmek için malını hayra verip, [günahtan] çok sakınan ateşten uzaktır. O, iyiliği bir menfaat için değil, Rabbinin rızasını kazanmak için yaptı. Kendisi de, (Cennete girip) hoşnut olacaktır.) [Leyl 17-21]
Al-i İmran suresinin (İşlerinde onlara danış) mealindeki 159. âyeti, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer ile müşavere etmek için geldi. Bir hadis-i şerifte de, (Cebrail bana dedi ki: Allahü teâlâ Ebu Bekir ile istişareyi sana emrediyor) buyuruldu. Tevbe suresinin 41. âyetinde, (Mağaradaki iki kişinin ikincisi) buyurularak, Hz. Ebu Bekir övüldü. Leyl suresinin 5. âyeti de, Hz. Ebu Bekir’in şânını bildirmektedir. Bekara suresinin, (Gece-gündüz, gizli-açık, mallarını hayra sarf edenlerin mükafatlarını Rableri verecektir. Onlara korku ve üzüntü yoktur) mealindeki 274. âyeti, Hz.Ebu Bekir için inmiştir. Çünkü, o, geceleri on bin altını gizli, on bin altını da, göz önünde olarak ve gündüzleri de böyle onar bin altını sadaka vermiştir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Ebu Bekir ile Ömer’i sevmek iman, bunlara düşmanlık küfürdür.) [İbni Adiy] (Bu yazı Mirat-i kâinat kitabından alınmıştır.)
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(On kişi Cennettedir: Ebu Bekir ve Ömer ve Osman ve Talha ve Zübeyr ve Abdurrahman bin Avf ve Ali bin Ebi Talib ve Sa’d bin Ebi Vakkas ve Ebu Ubeyde bin Cerrah ve Said bin Zeyd.) [Tirmizi, İbni Mace, Taberani, ibni Asakir, Beyheki, Dare Kutni, Hakim, Ebu Nuaym, ibni Sa’d]
(Bir kimseyi, Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali’den üstün gören beni yalanlamış olur.) [Rafi'i]
(Şu dört kişinin sevgisi bir münafığın kalbinde toplanmaz. Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali.) [İbni Asakir]
(Allahü teâlâ, namazı, zekatı ve orucu farz ettiği gibi, Ebu Bekir’i, Ömer’i, Osman’ı ve Ali’yi sevmeyi de farz etti.) [Vesile]
(Sünnetime ve hulefa-i raşidinin yoluna sımsıkı sarılın!) [Buhari]
(Bedir savaşına katılan Müslümanlar Cennetliktir.) [Dare Kutni]
(Eshab-ı Bedir’den birine nasıl söz söylersin? Eğer sen Uhud dağı kadar altını infak etsen, onun derecesini bulamazsın.) [Hakim]
(Cebrail geldi ve bana "Bedir’de hazır olanları nasıl sayarsınız?" dedi. Dedim ki, Hayırlılarımızdır. Dedi ki, Melaikeden Bedir’de bulunanlar da bizim nazarımızda meleklerin hayırlılarıdır.) [Buhari]
(Allahü teâlâ Bedir ehline rahmetiyle tecelli edip şöyle buyurdu: "Ne yaparsanız yapınız, Ben sizi şimdiden affettim.") [Hakim]
Eshab-ı kiram buyuruyor ki: (Resulullah efendimiz, Bedir ve Rıdvan bi'atında bulunan bir kimsenin cenaze namazını kılarken, onun üzerine 9 tekbir alırdı. Fakat Bedir'de bulunup da Rıdvan bi'atında bulunmamış, yahut da bi'atı Rıdvan'da bulunup da Bedir'de bulunmamış bir kimsenin cenaze namazında 7 tekbir alırdı. Ne Bedir, ne de Bi'atı Rıdvan'da bulunmayan kimsenin cenaze namazında ise 4 tekbir alırdı.) [İ.Asakir]
Hz. İbni Abbas anlatıyor: Resulullah buyurdu ki:
(Uhud'da şehid olan kardeşlerinizin ruhları yeşil kuşlarla Cennete gitmiştir.
Şehidler burada güzel güzel yiyip içip dinlenince şöyle dediler: Kardeşlerimize bizden kim haber götürecek ve bildirecek ki bizler Cennette dirileriz, rızıklanıyoruz. Bu haber gitmeli ki onlar Cennete karşı isteksiz olmasınlar ve harpte korkak davranmasınlar! Allahü teâlâ onlara, "Sizin haberinizi ben duyuracağım" buyurup şu mealdeki âyeti indirdi:
(Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler; Allah’ın, lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehid kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar. Onlar Allah’tan gelen nimet ve keremi ve Allah’ın, müminlerin ecrini zayi etmeyeceğini müjdelemek isterler.) (Âl-i İmran, 169-171) [Ebu Davud]
İmam-ı Begavi, Mealimüttenzil ismindeki tefsir kitabında diyor ki:
Cabir bin Abdullah dedi ki, Resulullah, (Ağaç altında benimle sözleşenlerden hiçbiri Cehenneme girmez!) buyurdu. (Müslim, Ebu Davud, Tirmizi)
Bu sözleşmeye, (Biat-ür-rıdvan) denir. Çünkü, Allahü teâlâ, bu 1400 kişiden razıdır. Kur’an-ı kerimde, (Ağaç altında, sana söz veren müminlerden, Allah elbette razıdır) buyuruldu.
Sual: (Kıyamet günü, tanıdığım çok kimseyi havuzumdan uzaklaştırırlarken, ben, bunlar benim eshabım derim. Fakat, “Senden sonra, onlar neler yapmıştır neler” diye bir ses gelir) mealindeki hadis, sahabenin çoğunun kâfir olduğunu göstermiyor mu?
CEVAP
Hiç birinin kâfir olduğunu göstermez. Hadis-i şerifler ehl-i sünnet âlimlerinin açıklamaları olmadan okunursa insan dinden çıkabilir. Bu hadis-i şerife açıklamasız bakan birisi, bir kısım eshab-ı kiramın küfre düştüğüne inanıp, hepsinin Cennetlik olduğunu bildiren âyet-i kerimeleri inkâr ederek dinden çıkar. Yahut âyet-i kerimelere bakıp, sahih olan bu hadisi inkâr ederek dinden çıkar. Zaten din düşmanlarının maksadı da bu, (Âyetten, hadisten dinini öğren) sözleri ile herkesi dinden çıkarmaya çalışıyorlar. Bu tehlikeli tuzağa düşmemelidir.
Eshab-ı kiramın hepsi Cennetliktir. Allahü teâlâ, hepsinden razı olduğunu, hepsini Cennete koyacağına söz verdiğini Kur’an-ı kerimde defalarca bildirmiştir. Birkaç âyet-i kerime meali şöyledir:
(Ağaç altında, sana söz veren müminlerden [1400 kişi olan Eshabından], Allah razıdır. Kalblerinde olanı bilmiş, onlara güven duygusu vermiş ve onları pek yakın bir fetihle ödüllendirmiştir.) [Fetih 18]
(Mekke’nin fethinden önce Allah için mal verip savaşanlar, daha sonra harcayıp savaşanlarla eşit değildir. Onların derecesi, sonradan Allah yolunda harcayan ve savaşanlardan daha yüksektir. Bununla beraber Allah [Eshabın] hepsine de en güzel olanı [Cenneti] vaad etti.) [Hadid 10]
(Muhacirlerin [Mekke’den hicret eden eshabın] ve Ensarın [Medine’de muhacir eshaba yardım edenlerin] önce gelenlerinden ve bunların yolunda gidenlerden Allah razıdır ve bunlar da, Allah’tan razıdır. Allah bunlar için, altından ırmaklar akan Cennetler hazırladı. Bunlar Cennetlerde sonsuz olarak kalacaklardır.) [Tevbe 100]
(Allah, [Eshab-ı kiramın] hepsine de en güzeli [Cenneti] vaad etmiştir!) [Nisa 95]
([Habibimin Eshabı olan] sizler, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz.) [Âl-i İmran 110]
(Allah’a ve ahiret gününe inanan bir toplumun [Eshab-ı kiramın] babaları, oğulları, kardeşleri, yahut akrabaları da olsa, Allah’a ve Resûlüne düşman olanlarla dostluk etmez. İşte onların [Eshab-ı kiramın] kalbine Allah, iman yazıp katından bir ruh ile onları destekledi. Onları içlerinden ırmaklar akan Cennetlere sokacak, orada ebedî kalacaklardır. Allah onlardan razı oldu, onlar da Allah’tan razıdır.) [Mücadele 22]
Resulullah efendimiz de Eshab-ı kiramın hepsinin Cennetlik olduğunu defalarca bildirmiştir. Birkaç hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Beni gören Müslüman [Eshabım], Cehenneme girmez.) [Taberani] (Kur’an-ı kerimde de eshab-ı kiramın hepsinin Cennetlik olduğu bildirilmektedir. Hadid 10)
(Eshabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız, hidayete kavuşursunuz.) [Darimi, Beyheki, İbni Adiy, İ. Münavi]
(Eshabım, cin ve insanların hepsinden üstündür.) [Bezzar]
(Allahü teâlâ, beni insanların en asilzadesi olan Kureyş kabilesinden seçti ve bana onların arasından en iyilerini eshab [arkadaş] olarak ayırdı. Bunlardan birkaçını bana vezir olarak ve din-i İslamı, insanlara bildirmekte, yardımcı olarak seçti. Bunlardan bazılarını da Eshar, [zevce, kayınpeder, kayınvalide, kayınbirader ve baldız gibi kadın tarafından akraba] olarak ayırdı. Bunlara sövenlere, iftira edenlere, Allahü teâlânın ve bütün meleklerin ve insanların laneti olsun! Allahü teâlâ, kıyamet günü, bunların farzlarını ve sünnetlerini kabul etmez.) [Hakim]
(Eshabıma dil uzatmakta Allah’tan korkun! Benden sonra onları kötü emellerinize alet etmeyin! Onları seven, beni sevdiği için sever. Beni sevmeyen de onları sevmez. Onları inciten beni incitmiş olur. Beni inciten de Allahü teâlâyı incitmiş olur. Bunun da cezası gecikmeden verilir.) [Buhari]
(Eshabımın hiçbirine dil uzatmayın! Onlara dil uzatan Allah’a dil uzatmış olur.) [Buhari]
(Eshabımı kötüleyene Allah lanet etsin.) [Taberani, Beyheki, Hakim]
(Eshabımın ismini işitince, susun, şanlarına yakışmayan söz söylemeyin!) [Taberani]
(Bedir savaşında bulunanları Cennetle müjdele.) [Dare Kutni]
Bu kadar hadis-i şerifi ve âyet-i kerimeyi görmeyip de, tevil gerektiren bir hadis-i şerifi bahane ederek Eshab-ı kiramı suçlamak Müslüman olan hiç kimseye yakışmaz. Sualdeki o hadis-i şerif, Müslüman görünen münafık ve zındıkları bildiriyor. Dinimiz zahire göre hükmeder. Bir kişi ben Müslümanım derse o Müslüman kabul edilir. Resulullahın (Bunlar eshabımdı) buyurması bundan dolayıdır.
Diğer yandan, gaybı Allah’tan başkası bilmez. Allahü teâlâ bildirmedikçe, Resulullah onların içinde münafık, zındık olduklarını elbette bilemez. Ancak bildirdiklerini bilir. Eshab-ı kiramın tamamının Cennetlik olduğunu bildirmiştir.
Eshab arasında bulunan sahabi sanılan birkaç kimsenin Resulullah zamanında mürted olduğu, hadis-i şerifle bildirildi. Bunlar Eshablık şerefine dahil değildir. Bunlar, Beni Hanif ve Beni Sakif gibi kabilelerden elçi olarak gelip, Müslüman olduklarını söyleyip gidenlerden idi.
Deve ve Sıffin savaşlarında Hz. Ali’nin yanında bulunup, sonra harici olan Harkus bin Zübeyr de onlardandır. Salih işler yapan ve kâfirlerle cihad eden Eshabın hepsinin imanla vefat ettiklerinde, Ehl-i sünnet âlimleri sözbirliğine varmıştır.
Deve ve Sıffin olaylarında her iki tarafta bulunan Sahabiler, hep böyle idi. İki gruptan hiç biri diğerine kâfir demedi. Hz. Ali, (Onlar bizim kardeşlerimiz) buyurdu.
İbni Hacer-i Mekki hazretleri buyuruyor ki:
Eshab-ı kiramın hepsini adil, salih, evliya, âlim, müctehid bilmek her Müslümana lazımdır. Kur'an-ı kerimde, (Allah onlardan razı, onlar da Allah’tan razıdır) buyuruluyor. Onlardan birini kötülemek, bu âyete inanmamak olur. (Savaık-ul muhrika)
Allahü teâlâ, Eshab-ı kiramdan razı olduğunu bildiriyor. Allah’ın sıfatları sonsuzdur. Onlardan razı olması sonsuzdur. Allahü teâlânın bunlardan razı olması değişmez. Sonradan mürted olacak, kâfir olacak kimseden Allahü teâlâ razı olmaz. Bu bakımdan Allahü teâlânın razı olduğu Eshabdan hiçbiri mürted, münafık olmaz. Münafıklar, Eshabdan değildir. Münafıklardan birkaçının, imansızlıklarını açıklamaları, Eshab-ı kiramın sonradan mürted olması demek değildir. Salebe de münafık iken, Müslüman görünmüş, namaz kılmıştır. Sonradan zekatı inkâr edince münafıklığı meydana çıktı. Daha önce Müslüman göründüğü için kendisine (sahabi iken mürted oldu) denilmiştir. Yoksa aşağıdaki âyette bildirildiği gibi, hakiki imana kavuşan, asla mürted olmaz.
Senaullah-i Dehlevi hazretleri buyuruyor ki:
Tasavvufta Fena makamına kavuşan, elbette imanla ölür. Bekara suresinin (Allah, imanınızı zayi etmez) mealindeki 143. âyeti ve (Allahü teâlâ, [Fena makamına kavuşan evliya] kulların imanlarını geri almaz) hadisi, hakiki imanın geri alınmayacağını göstermektedir. (İrşad-üd-talibin)
Evliyanın bile imanı gitmez, yani mürted olmazken, evliyadan daha yüksek olan sahabi asla mürted olmaz. Allahü teâlâ onları mürted etmez. Allahü teâlâ, Onlardan razıyım, onlara Cenneti söz verdim buyurdu. Allah hiç sözünden döner mi? Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Allah asla sözünden dönmez.)
Sual: Eshab-ı kiramdan büyük günah işleyenler de mi Cennetliktir?
CEVAP
Evet hepsi Cennetliktir. Allahü teâlâ, onlara en güzel mükafatı vereceğine yani Cennete koyacağına dair söz verdi. (Hadid 10) Âyette, ve küllen vaadallahü hüsna buyuruldu. Yani, Allah hepsine Cenneti söz verdi demektir.
Âyet-i kerimede yine buyuruluyor ki:
(Muhacirlerin [Mekke’den hicret eden eshabın] ve Ensarın [Medine’de muhacir eshaba yardım edenlerin] önce gelenlerinden ve bunların yolunda gidenlerden Allah razıdır ve bunlar da, Allah’tan razıdır. Allah bunlar için, altından ırmaklar akan Cennetler hazırladı. Bunlar Cennetlerde sonsuz olarak kalacaklardır.) [Tevbe 100]
Allahü teâlânın zatı gibi sıfatları da sonsuzdur. Razı olması da sonsuzdur. Allah, Eshabdan birkaç sene razı olup sonra vazgeçmez. Hepsinin Cennetlik olduğunu bildirdiği gibi ayrı ayrı da bildirdi.
Mesela ağaç altında biat eden 1400 eshabdan razı olduğunu da bildirdi:
(Ağaç altında, sana söz veren müminlerden, Allah razıdır.) [Fetih 18]
Resulullah efendimiz, (Ağaç altında sözleşenlerden hiçbiri Cehenneme girmez) buyurdu. Bu biate, (Biat-ür-rıdvan = Razı olunan biat) denir. Çünkü Allah bunlardan razıdır. (Meâlimüttenzil)
Eshab-ı kiramdan büyük günah işleyenlere bir örnek verelim:
Hatib bin Ebi Beltea hazretleri, Saire isimli casus bir kadınla Mekke’deki müşriklere, Mekke’nin fethi için hazırlık yapıldığını bildiren bir mektup gönderdi. Vahiy ile durumu öğrenen Resulullah, üç kişiye emretti. Onlar da, kadına yetişip, mektubu istediler. Kadın “Bende mektup yok” dedi. “Resulullah yalan söylemez, mektubu çıkar. Yoksa...” diyerek tehdit edilince, kadın örülü saçlarının arasındaki mektubu çıkarıp verdi. Mektup getirilince Peygamber efendimiz, Hz. Hatibe niçin böyle yaptığını sordu. Hatib Radıyallahü anh, (Mekke’de çoluk çocuğum var. Müşriklerin bir zararı dokunmasın diye bunu yazdım) dedi. Hz. Ömer (Ya Resulallah, izin ver, hemen şunun kellesini uçurayım) dedi. Fakat Peygamber efendimiz (Allahü teâlâ, Bedir gazasında bulunanlara "İstediğinizi yapın! Sizin her işinizi affettim" buyurdu. Bu Bedir ehlindedir) buyurunca, Hz. Ömer, böyle söylediği için ağladı, pişman oldu, tevbe istiğfar etti.
Bir örnek daha:
Eshab-ı kiramdan Sabit bin Kays bin Şemmâs, ses tonu yüksek idi. Hücurat suresinin, (Ey iman edenler, seslerinizi Peygamberin sesinden fazla yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygambere yüksek sesle konuşmayın. Farkına varmadan amelleriniz boşa gider) mealindeki ikinci âyeti inince huzur-ı saadete artık gelmedi. Resul-i Ekrem efendimiz, haber gönderip çağırttı. Ona gelmeyiş sebebini sorunca. Hz. Sabit, “Ya Resulallah, bu âyet inince amellerimin boşa gideceğinden korktum. Çünkü ses tonum yüksektir” dedi. Resulullah buyurdu ki:
(Sen o mevkide değilsin. Sen eshabımdansın, sen hayr ile yaşayıp hayr ile de öleceksin. Sen Cennet ehlisin.) [Beydavi, Medarik, Buhari, Müslim]
Bu husus, bundan sonraki âyet-i kerime ile de bildirildi:
(Allah'ın elçisinin huzurunda seslerini kısanlar, Allah'ın kalblerini takva ile imtihan ettiği kimselerdir. Onlara mağfiret ve büyük mükâfat vardır.) [Hücurat 2] (Büyük mükafat, Cennette büyük makamlara kavuşmak demektir.)
Kalbini mi yardın?
Sual: Şevahid-ün-nübüvve kitabında şu menkıbe anlatılıyor:
(Hicretin 7. yılında, Mahlem bin Cesame, Amir Eşcaiyi iman ettikten sonra öldürdü. Resulullah, Mahlem bin Cesame’yi azarlayarak, (Kelime-i şehadet getiren bir Müslümanı niçin öldürdün?) buyurdu. Mahlem bin Cesame; (O, ölümden korktuğu için kelime-i şehadeti söyledi) dedi. Resulullah efendimiz, (Sen onun kalbini yarıp da baktın mı? Korkudan söylediğini nereden bildin? Dil kalbin tercümanıdır) buyurup ona beddua etti. [Kalbini yarsam ne görecektim diye edepsizce cevap verdiği rivayeti de vardır.]
Bir hafta sonra Mahlem bin Cesame öldü. Defnettiler. Yer cesedini kabul etmeyip, dışarı attı. Beş defa defnettiler, yine yer kabul etmedi. Sonunda tenha bir yere bıraktılar. Bu durum Resulullaha haber verilince, (Yer ondan daha kötülerini kabul eder. Bu hâl size Kelime-i şehadetin şerefini bildirmek için vuku buldu) buyurdu.)
Menkıbeden bu kişinin mürted olarak öldüğü anlaşılıyor. Mahlem bin Cesame sahabeden değil miydi? Sahabe mürted olmayacağına göre bu olayın açıklaması nedir?
CEVAP
Bu kişinin münafık olduğu anlaşılmaktadır. Müslümanların camisine gelen kimseye Müslüman denir, hem onlarla beraber cihad ettiğine göre Müslüman kabul ediliyordu, ama Allah rızası için cihad etmediğini ve münafıklığını bu olay göstermiştir. Peygamber efendimiz, mucize ile onun münafık olduğunu anlayıp beddua etmiştir.
Salebe’nin de, zekat vermeyince münafık olduğu meydana çıkmıştı.
Aralarındaki bir anlaşmazlıktan dolayı, bir Müslüman, bir Yahudi ile gelip, Resulullahtan Yahudi ile kendisi arasında hakem olmasını istiyor. Resulullah efendimiz de Yahudi lehine karar verince, Müslüman bilinen kimse kabul etmiyor, bir de, Ömer’e gidelim diyor. Hz. Ömer, Yahudi ile gelen kimsenin münafık olduğunu anlayınca, (Resulullahın hükmüne razı olmayanın hakkı kılıçtır) diyerek boynunu vuruyor. Bu olaydan sonra, hakkı bâtıldan ayıran anlamına (Faruk) unvanını alıyor.
Bu olaylar onların münafıklığını ortaya çıkarmıştır. Yoksa Eshab-ı kiramdan hiç biri mürted olmaz.
Eshabın hepsi Cennetliktir
Sual: Kuzman ismindeki bir sahabi, savaşta katledilince Eshab, Cennetliktir dedi, Resulullah (Hayır o Allah için değil kahraman desinler diye çarpıştı, o yüzden şehit değildir) buyurdu. Eshabın hepsi Cennetlik değil midir, sahabi nasıl şehit olmaz? Sonra sahabi nasıl kahraman desinler diye savaşır?
CEVAP
Evet sahabenin tamamı Cennetliktir. Hepsi de savaşta ölürse şehit olur. Kuzman veya Kazman, sahabiden değil idi. Münafık idi. Şevahid-ün-nübüvve kitabında diyor ki:
Eshab-ı kiram Uhud savaşına gidince, Kuzman gitmedi. Kadınlar, (Anlaşılan senin bizden farkın yok) dediler. Bu söz onun nefsine çok dokundu. Gidip savaşa katıldı. Müthiş bir şekilde savaşıyor, Kaçıp âleme rezil olmaktansa savaşıp ölmek daha iyi diyordu. Öyle savaştı ki, müşriklerden yedi kişi öldürdü. Kendisi de yaralandı. Eshab-ı kiramdan bazıları onu savaş sırasında yaralı halde görüp şehitlik sana afiyet olsun dediler. Bunun üzerine Kuzman şöyle dedi:
(Ben din için savaşmadım. Kureyşin galip gelerek hurma bahçelerini harap etmelerinden korktuğum için ve daha başka sebeplerle savaştım.)
Yaraları çok acı veriyordu, kılıcını göğsüne dayayıp intihar etti. Sahabeden bazıları onun durumunu bilmedikleri için Resulullaha, Kuzman müşriklerden yedi kişi öldürüp şehit oldu, dediler. Resulullah, (O Cehennem ehlidir) buyurdu. Sonra Kuzman’ın gerçek niyetini açıklayıp, “Ben Allah’ın Resulüyüm, Allahü teâlâ bana dilediklerini bildirir” buyurdu. Bundan sonra Eshab-ı kirama dönüp “Allahü teâlâ bu dini facirlerle de elbette kuvvetlendirir” buyurdu. (Şevahid-ün-nübüvve)
Salebe sahabi miydi?
Sual: Sahabi kime denir? Eshabdan bazılarının kusurlarını söylemek uygun olur mu? Eshabdan mürted olan olur mu? Salebe sahabi mi idi?
CEVAP
Peygamber efendimizi hayatta iken ve Peygamberliğini tebliğ ettikten sonra bir an gören, eğer kör ise bir an konuşan mümine sahabi denir. İmam-ı a'zam hazretleri, (Eshab-ı kiramın tamamını hayırla anarız) buyurdu. İmam-ı Şafii hazretlerine de, Eshab-ı kiram arasındaki savaşlardan sorulunca, (Allahü teâlâ, ellerimizi, bu kanlara bulaşmaktan koruduğu gibi, biz de, dilimizi tutup, bulaştırmayalım!) buyurdu. Ömer b. Abdülaziz hazretleri de böyle söylemiştir. (M. Rabbani c.2, m.96)
Eshab-ı kiramdan hiçbirinin kâfir olmayacağı, hepsinin Cennete gideceği âyet-i kerime ve hadis-i şerifle bildirilmiştir. Allahü teâlâ, Eshab-ı kiramdan razı olduğunu, Onları sevdiğini bildiriyor. Allahü teâlânın sıfatları ebedidir, sonsuzdur. Onlardan [eshab-ı kiramdan] razı olması da sonsuzdur. Artık bir daha sözünden dönmez, hep razıdır.
İki âyet-i kerime meali:
(Allah asla sözünden dönmez.) [Al-i İmran 9, Zümer 20, Rad 31]
(Allah vaadinden dönmez.) [Rum 6]
Münafıklar, Eshabdan değildir. Münafıklardan birkaçının, imansızlıklarını açıklamaları, Eshab-ı kiramın sonradan mürted olması demek değildir. Salebe de münafık iken, Müslüman görünmüş; fakat, zekatı inkâr edince, münafıklığı meydana çıkmıştır. Daha önce Müslüman göründüğü için (mürted oldu) denilmiştir.
Peygamberlerden ve meleklerin üstünlerinden sonra, bütün yaratılmışların en üstünü, Eshab-ı kiramdır. Eshab-ı kiramın her biri, bu ümmetin hepsinden daha üstündür. Çünkü, Resulullahı görmek gibi üstünlük olamaz. Eshab-ı kiramın her birini büyük ve üstün bilmek, hepsine iyi gözle bakmak, her birinin adil ve salih olduğuna inanmak lazımdır. Hiçbirine dil uzatmamak, lanet etmemek, düşmanlık etmemek ve bir kısmını sevmek için başka Sahabiye düşman olmaktan sakınmak lazımdır.
İmam-ı Teftazani hazretleri buyuruyor ki:
Eshab-ı kiram arasındaki ayrılıkların, iyi sebeplerle, güzel niyetlerle yapıldığına inanmamız lazımdır. Eshab-ı kiramdan birini kötülemek caiz değildir. Hz. Âişe gibi nass ile üstünlüğü bilinen bir sahabiyi kötülemek küfürdür. (Şerh-i Akaid)
İmam-ı a’zam hazretleri, (Ehl-i sünnet mezhebi şöyledir ki; Ebu Bekir ile Ömer’in en üstün olduklarına inanmak, Resulullahın iki damadını sevmek, ayaklara giyilen meste mesh etmek, iyi-kötü her müslümanın arkasında namaz kılmaktır) buyurdu.
Eshab-ı kiramın üstünlük sırası şöyledir.
Muhacirler: Mekke alınmadan önce, memleketlerini terk ederek, Medine’ye hicret edenlerdir.
Ensar: Medine ve civarında, Evs ve Hazrec kabilesindeki Müslümanlara denir.
Diğer Eshab-ı kiram: Mekke alındıktan sonra imana gelenlerdir. Bunlara Muhacir ve Ensar denmez. Yalnız sahabi denir. İmam-ı Süyuti diyor ki: Ehl-i sünnet âlimleri, söz birliği ile bildiriyor ki, Eshab-ı kiramın en üstünleri, dört halifedir. Sonra, Aşere-i mübeşşere ile Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve Bedir eshabıdır. Sonra Uhud’daki 700 kahramandır. Bunlardan sonra, ağaç altında Resulullaha, (Ölmek var, dönmek yok) diye söz veren 1400 sahabidir. Bu sözleşmeye (Biat-ür rıdvan) denir. (Tarih-ul-Hulefa)
Resul aleyhisselam, vefatından 8 gün önce, Hz. Ebu Bekir’i kendi yerine imam tayin buyurarak, halife olacağına işaret eyledi. Bir seferinde de, Hz. Ebu Bekir bulunmadığı için, Hz. Ömer imam oldu. Resul aleyhisselam, Hz. Ömer’in sesini işitince, (Hayır, hayır, Allahü teâlâ ve Müslümanlar Ebu Bekir’den razıdır, namazı Ebu Bekir kıldırsın!) buyurdu. Eshab-ı kiram arasında, babası, anası ve çocuklarının ve torunlarının hepsi imana gelen, Hz. Ebu Bekir’den başka kimse yoktu. Resul aleyhisselam (Ebu Bekir’in malı gibi hiçbir kimsenin malı bana faydalı olmadı) buyurdu. (İ. Ahmed)
Bilal-i Habeşi’nin azat edilmesi için para verince, Leyl suresinde övüldü:
(Temizlenmek için malını hayra verip, [günahtan] çok sakınan ateşten uzaktır. O, iyiliği bir menfaat için değil, Rabbinin rızasını kazanmak için yaptı. Kendisi de, (Cennete girip) hoşnut olacaktır.) [Leyl 17-21]
Al-i İmran suresinin (İşlerinde onlara danış) mealindeki 159. âyeti, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer ile müşavere etmek için geldi. Bir hadis-i şerifte de, (Cebrail bana dedi ki: Allahü teâlâ Ebu Bekir ile istişareyi sana emrediyor) buyuruldu. Tevbe suresinin 41. âyetinde, (Mağaradaki iki kişinin ikincisi) buyurularak, Hz. Ebu Bekir övüldü. Leyl suresinin 5. âyeti de, Hz. Ebu Bekir’in şânını bildirmektedir. Bekara suresinin, (Gece-gündüz, gizli-açık, mallarını hayra sarf edenlerin mükafatlarını Rableri verecektir. Onlara korku ve üzüntü yoktur) mealindeki 274. âyeti, Hz.Ebu Bekir için inmiştir. Çünkü, o, geceleri on bin altını gizli, on bin altını da, göz önünde olarak ve gündüzleri de böyle onar bin altını sadaka vermiştir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Ebu Bekir ile Ömer’i sevmek iman, bunlara düşmanlık küfürdür.) [İbni Adiy] (Bu yazı Mirat-i kâinat kitabından alınmıştır.)
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(On kişi Cennettedir: Ebu Bekir ve Ömer ve Osman ve Talha ve Zübeyr ve Abdurrahman bin Avf ve Ali bin Ebi Talib ve Sa’d bin Ebi Vakkas ve Ebu Ubeyde bin Cerrah ve Said bin Zeyd.) [Tirmizi, İbni Mace, Taberani, ibni Asakir, Beyheki, Dare Kutni, Hakim, Ebu Nuaym, ibni Sa’d]
(Bir kimseyi, Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali’den üstün gören beni yalanlamış olur.) [Rafi'i]
(Şu dört kişinin sevgisi bir münafığın kalbinde toplanmaz. Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali.) [İbni Asakir]
(Allahü teâlâ, namazı, zekatı ve orucu farz ettiği gibi, Ebu Bekir’i, Ömer’i, Osman’ı ve Ali’yi sevmeyi de farz etti.) [Vesile]
(Sünnetime ve hulefa-i raşidinin yoluna sımsıkı sarılın!) [Buhari]
(Bedir savaşına katılan Müslümanlar Cennetliktir.) [Dare Kutni]
(Eshab-ı Bedir’den birine nasıl söz söylersin? Eğer sen Uhud dağı kadar altını infak etsen, onun derecesini bulamazsın.) [Hakim]
(Cebrail geldi ve bana "Bedir’de hazır olanları nasıl sayarsınız?" dedi. Dedim ki, Hayırlılarımızdır. Dedi ki, Melaikeden Bedir’de bulunanlar da bizim nazarımızda meleklerin hayırlılarıdır.) [Buhari]
(Allahü teâlâ Bedir ehline rahmetiyle tecelli edip şöyle buyurdu: "Ne yaparsanız yapınız, Ben sizi şimdiden affettim.") [Hakim]
Eshab-ı kiram buyuruyor ki: (Resulullah efendimiz, Bedir ve Rıdvan bi'atında bulunan bir kimsenin cenaze namazını kılarken, onun üzerine 9 tekbir alırdı. Fakat Bedir'de bulunup da Rıdvan bi'atında bulunmamış, yahut da bi'atı Rıdvan'da bulunup da Bedir'de bulunmamış bir kimsenin cenaze namazında 7 tekbir alırdı. Ne Bedir, ne de Bi'atı Rıdvan'da bulunmayan kimsenin cenaze namazında ise 4 tekbir alırdı.) [İ.Asakir]
Hz. İbni Abbas anlatıyor: Resulullah buyurdu ki:
(Uhud'da şehid olan kardeşlerinizin ruhları yeşil kuşlarla Cennete gitmiştir.
Şehidler burada güzel güzel yiyip içip dinlenince şöyle dediler: Kardeşlerimize bizden kim haber götürecek ve bildirecek ki bizler Cennette dirileriz, rızıklanıyoruz. Bu haber gitmeli ki onlar Cennete karşı isteksiz olmasınlar ve harpte korkak davranmasınlar! Allahü teâlâ onlara, "Sizin haberinizi ben duyuracağım" buyurup şu mealdeki âyeti indirdi:
(Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler; Allah’ın, lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehid kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar. Onlar Allah’tan gelen nimet ve keremi ve Allah’ın, müminlerin ecrini zayi etmeyeceğini müjdelemek isterler.) (Âl-i İmran, 169-171) [Ebu Davud]
İmam-ı Begavi, Mealimüttenzil ismindeki tefsir kitabında diyor ki:
Cabir bin Abdullah dedi ki, Resulullah, (Ağaç altında benimle sözleşenlerden hiçbiri Cehenneme girmez!) buyurdu. (Müslim, Ebu Davud, Tirmizi)
Bu sözleşmeye, (Biat-ür-rıdvan) denir. Çünkü, Allahü teâlâ, bu 1400 kişiden razıdır. Kur’an-ı kerimde, (Ağaç altında, sana söz veren müminlerden, Allah elbette razıdır) buyuruldu.
Sual: (Kıyamet günü, tanıdığım çok kimseyi havuzumdan uzaklaştırırlarken, ben, bunlar benim eshabım derim. Fakat, “Senden sonra, onlar neler yapmıştır neler” diye bir ses gelir) mealindeki hadis, sahabenin çoğunun kâfir olduğunu göstermiyor mu?
CEVAP
Hiç birinin kâfir olduğunu göstermez. Hadis-i şerifler ehl-i sünnet âlimlerinin açıklamaları olmadan okunursa insan dinden çıkabilir. Bu hadis-i şerife açıklamasız bakan birisi, bir kısım eshab-ı kiramın küfre düştüğüne inanıp, hepsinin Cennetlik olduğunu bildiren âyet-i kerimeleri inkâr ederek dinden çıkar. Yahut âyet-i kerimelere bakıp, sahih olan bu hadisi inkâr ederek dinden çıkar. Zaten din düşmanlarının maksadı da bu, (Âyetten, hadisten dinini öğren) sözleri ile herkesi dinden çıkarmaya çalışıyorlar. Bu tehlikeli tuzağa düşmemelidir.
Eshab-ı kiramın hepsi Cennetliktir. Allahü teâlâ, hepsinden razı olduğunu, hepsini Cennete koyacağına söz verdiğini Kur’an-ı kerimde defalarca bildirmiştir. Birkaç âyet-i kerime meali şöyledir:
(Ağaç altında, sana söz veren müminlerden [1400 kişi olan Eshabından], Allah razıdır. Kalblerinde olanı bilmiş, onlara güven duygusu vermiş ve onları pek yakın bir fetihle ödüllendirmiştir.) [Fetih 18]
(Mekke’nin fethinden önce Allah için mal verip savaşanlar, daha sonra harcayıp savaşanlarla eşit değildir. Onların derecesi, sonradan Allah yolunda harcayan ve savaşanlardan daha yüksektir. Bununla beraber Allah [Eshabın] hepsine de en güzel olanı [Cenneti] vaad etti.) [Hadid 10]
(Muhacirlerin [Mekke’den hicret eden eshabın] ve Ensarın [Medine’de muhacir eshaba yardım edenlerin] önce gelenlerinden ve bunların yolunda gidenlerden Allah razıdır ve bunlar da, Allah’tan razıdır. Allah bunlar için, altından ırmaklar akan Cennetler hazırladı. Bunlar Cennetlerde sonsuz olarak kalacaklardır.) [Tevbe 100]
(Allah, [Eshab-ı kiramın] hepsine de en güzeli [Cenneti] vaad etmiştir!) [Nisa 95]
([Habibimin Eshabı olan] sizler, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz.) [Âl-i İmran 110]
(Allah’a ve ahiret gününe inanan bir toplumun [Eshab-ı kiramın] babaları, oğulları, kardeşleri, yahut akrabaları da olsa, Allah’a ve Resûlüne düşman olanlarla dostluk etmez. İşte onların [Eshab-ı kiramın] kalbine Allah, iman yazıp katından bir ruh ile onları destekledi. Onları içlerinden ırmaklar akan Cennetlere sokacak, orada ebedî kalacaklardır. Allah onlardan razı oldu, onlar da Allah’tan razıdır.) [Mücadele 22]
Resulullah efendimiz de Eshab-ı kiramın hepsinin Cennetlik olduğunu defalarca bildirmiştir. Birkaç hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Beni gören Müslüman [Eshabım], Cehenneme girmez.) [Taberani] (Kur’an-ı kerimde de eshab-ı kiramın hepsinin Cennetlik olduğu bildirilmektedir. Hadid 10)
(Eshabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız, hidayete kavuşursunuz.) [Darimi, Beyheki, İbni Adiy, İ. Münavi]
(Eshabım, cin ve insanların hepsinden üstündür.) [Bezzar]
(Allahü teâlâ, beni insanların en asilzadesi olan Kureyş kabilesinden seçti ve bana onların arasından en iyilerini eshab [arkadaş] olarak ayırdı. Bunlardan birkaçını bana vezir olarak ve din-i İslamı, insanlara bildirmekte, yardımcı olarak seçti. Bunlardan bazılarını da Eshar, [zevce, kayınpeder, kayınvalide, kayınbirader ve baldız gibi kadın tarafından akraba] olarak ayırdı. Bunlara sövenlere, iftira edenlere, Allahü teâlânın ve bütün meleklerin ve insanların laneti olsun! Allahü teâlâ, kıyamet günü, bunların farzlarını ve sünnetlerini kabul etmez.) [Hakim]
(Eshabıma dil uzatmakta Allah’tan korkun! Benden sonra onları kötü emellerinize alet etmeyin! Onları seven, beni sevdiği için sever. Beni sevmeyen de onları sevmez. Onları inciten beni incitmiş olur. Beni inciten de Allahü teâlâyı incitmiş olur. Bunun da cezası gecikmeden verilir.) [Buhari]
(Eshabımın hiçbirine dil uzatmayın! Onlara dil uzatan Allah’a dil uzatmış olur.) [Buhari]
(Eshabımı kötüleyene Allah lanet etsin.) [Taberani, Beyheki, Hakim]
(Eshabımın ismini işitince, susun, şanlarına yakışmayan söz söylemeyin!) [Taberani]
(Bedir savaşında bulunanları Cennetle müjdele.) [Dare Kutni]
Bu kadar hadis-i şerifi ve âyet-i kerimeyi görmeyip de, tevil gerektiren bir hadis-i şerifi bahane ederek Eshab-ı kiramı suçlamak Müslüman olan hiç kimseye yakışmaz. Sualdeki o hadis-i şerif, Müslüman görünen münafık ve zındıkları bildiriyor. Dinimiz zahire göre hükmeder. Bir kişi ben Müslümanım derse o Müslüman kabul edilir. Resulullahın (Bunlar eshabımdı) buyurması bundan dolayıdır.
Diğer yandan, gaybı Allah’tan başkası bilmez. Allahü teâlâ bildirmedikçe, Resulullah onların içinde münafık, zındık olduklarını elbette bilemez. Ancak bildirdiklerini bilir. Eshab-ı kiramın tamamının Cennetlik olduğunu bildirmiştir.
Eshab arasında bulunan sahabi sanılan birkaç kimsenin Resulullah zamanında mürted olduğu, hadis-i şerifle bildirildi. Bunlar Eshablık şerefine dahil değildir. Bunlar, Beni Hanif ve Beni Sakif gibi kabilelerden elçi olarak gelip, Müslüman olduklarını söyleyip gidenlerden idi.
Deve ve Sıffin savaşlarında Hz. Ali’nin yanında bulunup, sonra harici olan Harkus bin Zübeyr de onlardandır. Salih işler yapan ve kâfirlerle cihad eden Eshabın hepsinin imanla vefat ettiklerinde, Ehl-i sünnet âlimleri sözbirliğine varmıştır.
Deve ve Sıffin olaylarında her iki tarafta bulunan Sahabiler, hep böyle idi. İki gruptan hiç biri diğerine kâfir demedi. Hz. Ali, (Onlar bizim kardeşlerimiz) buyurdu.
İbni Hacer-i Mekki hazretleri buyuruyor ki:
Eshab-ı kiramın hepsini adil, salih, evliya, âlim, müctehid bilmek her Müslümana lazımdır. Kur'an-ı kerimde, (Allah onlardan razı, onlar da Allah’tan razıdır) buyuruluyor. Onlardan birini kötülemek, bu âyete inanmamak olur. (Savaık-ul muhrika)
Allahü teâlâ, Eshab-ı kiramdan razı olduğunu bildiriyor. Allah’ın sıfatları sonsuzdur. Onlardan razı olması sonsuzdur. Allahü teâlânın bunlardan razı olması değişmez. Sonradan mürted olacak, kâfir olacak kimseden Allahü teâlâ razı olmaz. Bu bakımdan Allahü teâlânın razı olduğu Eshabdan hiçbiri mürted, münafık olmaz. Münafıklar, Eshabdan değildir. Münafıklardan birkaçının, imansızlıklarını açıklamaları, Eshab-ı kiramın sonradan mürted olması demek değildir. Salebe de münafık iken, Müslüman görünmüş, namaz kılmıştır. Sonradan zekatı inkâr edince münafıklığı meydana çıktı. Daha önce Müslüman göründüğü için kendisine (sahabi iken mürted oldu) denilmiştir. Yoksa aşağıdaki âyette bildirildiği gibi, hakiki imana kavuşan, asla mürted olmaz.
Senaullah-i Dehlevi hazretleri buyuruyor ki:
Tasavvufta Fena makamına kavuşan, elbette imanla ölür. Bekara suresinin (Allah, imanınızı zayi etmez) mealindeki 143. âyeti ve (Allahü teâlâ, [Fena makamına kavuşan evliya] kulların imanlarını geri almaz) hadisi, hakiki imanın geri alınmayacağını göstermektedir. (İrşad-üd-talibin)
Evliyanın bile imanı gitmez, yani mürted olmazken, evliyadan daha yüksek olan sahabi asla mürted olmaz. Allahü teâlâ onları mürted etmez. Allahü teâlâ, Onlardan razıyım, onlara Cenneti söz verdim buyurdu. Allah hiç sözünden döner mi? Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Allah asla sözünden dönmez.)
Sual: Eshab-ı kiramdan büyük günah işleyenler de mi Cennetliktir?
CEVAP
Evet hepsi Cennetliktir. Allahü teâlâ, onlara en güzel mükafatı vereceğine yani Cennete koyacağına dair söz verdi. (Hadid 10) Âyette, ve küllen vaadallahü hüsna buyuruldu. Yani, Allah hepsine Cenneti söz verdi demektir.
Âyet-i kerimede yine buyuruluyor ki:
(Muhacirlerin [Mekke’den hicret eden eshabın] ve Ensarın [Medine’de muhacir eshaba yardım edenlerin] önce gelenlerinden ve bunların yolunda gidenlerden Allah razıdır ve bunlar da, Allah’tan razıdır. Allah bunlar için, altından ırmaklar akan Cennetler hazırladı. Bunlar Cennetlerde sonsuz olarak kalacaklardır.) [Tevbe 100]
Allahü teâlânın zatı gibi sıfatları da sonsuzdur. Razı olması da sonsuzdur. Allah, Eshabdan birkaç sene razı olup sonra vazgeçmez. Hepsinin Cennetlik olduğunu bildirdiği gibi ayrı ayrı da bildirdi.
Mesela ağaç altında biat eden 1400 eshabdan razı olduğunu da bildirdi:
(Ağaç altında, sana söz veren müminlerden, Allah razıdır.) [Fetih 18]
Resulullah efendimiz, (Ağaç altında sözleşenlerden hiçbiri Cehenneme girmez) buyurdu. Bu biate, (Biat-ür-rıdvan = Razı olunan biat) denir. Çünkü Allah bunlardan razıdır. (Meâlimüttenzil)
Eshab-ı kiramdan büyük günah işleyenlere bir örnek verelim:
Hatib bin Ebi Beltea hazretleri, Saire isimli casus bir kadınla Mekke’deki müşriklere, Mekke’nin fethi için hazırlık yapıldığını bildiren bir mektup gönderdi. Vahiy ile durumu öğrenen Resulullah, üç kişiye emretti. Onlar da, kadına yetişip, mektubu istediler. Kadın “Bende mektup yok” dedi. “Resulullah yalan söylemez, mektubu çıkar. Yoksa...” diyerek tehdit edilince, kadın örülü saçlarının arasındaki mektubu çıkarıp verdi. Mektup getirilince Peygamber efendimiz, Hz. Hatibe niçin böyle yaptığını sordu. Hatib Radıyallahü anh, (Mekke’de çoluk çocuğum var. Müşriklerin bir zararı dokunmasın diye bunu yazdım) dedi. Hz. Ömer (Ya Resulallah, izin ver, hemen şunun kellesini uçurayım) dedi. Fakat Peygamber efendimiz (Allahü teâlâ, Bedir gazasında bulunanlara "İstediğinizi yapın! Sizin her işinizi affettim" buyurdu. Bu Bedir ehlindedir) buyurunca, Hz. Ömer, böyle söylediği için ağladı, pişman oldu, tevbe istiğfar etti.
Bir örnek daha:
Eshab-ı kiramdan Sabit bin Kays bin Şemmâs, ses tonu yüksek idi. Hücurat suresinin, (Ey iman edenler, seslerinizi Peygamberin sesinden fazla yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygambere yüksek sesle konuşmayın. Farkına varmadan amelleriniz boşa gider) mealindeki ikinci âyeti inince huzur-ı saadete artık gelmedi. Resul-i Ekrem efendimiz, haber gönderip çağırttı. Ona gelmeyiş sebebini sorunca. Hz. Sabit, “Ya Resulallah, bu âyet inince amellerimin boşa gideceğinden korktum. Çünkü ses tonum yüksektir” dedi. Resulullah buyurdu ki:
(Sen o mevkide değilsin. Sen eshabımdansın, sen hayr ile yaşayıp hayr ile de öleceksin. Sen Cennet ehlisin.) [Beydavi, Medarik, Buhari, Müslim]
Bu husus, bundan sonraki âyet-i kerime ile de bildirildi:
(Allah'ın elçisinin huzurunda seslerini kısanlar, Allah'ın kalblerini takva ile imtihan ettiği kimselerdir. Onlara mağfiret ve büyük mükâfat vardır.) [Hücurat 2] (Büyük mükafat, Cennette büyük makamlara kavuşmak demektir.)
Kalbini mi yardın?
Sual: Şevahid-ün-nübüvve kitabında şu menkıbe anlatılıyor:
(Hicretin 7. yılında, Mahlem bin Cesame, Amir Eşcaiyi iman ettikten sonra öldürdü. Resulullah, Mahlem bin Cesame’yi azarlayarak, (Kelime-i şehadet getiren bir Müslümanı niçin öldürdün?) buyurdu. Mahlem bin Cesame; (O, ölümden korktuğu için kelime-i şehadeti söyledi) dedi. Resulullah efendimiz, (Sen onun kalbini yarıp da baktın mı? Korkudan söylediğini nereden bildin? Dil kalbin tercümanıdır) buyurup ona beddua etti. [Kalbini yarsam ne görecektim diye edepsizce cevap verdiği rivayeti de vardır.]
Bir hafta sonra Mahlem bin Cesame öldü. Defnettiler. Yer cesedini kabul etmeyip, dışarı attı. Beş defa defnettiler, yine yer kabul etmedi. Sonunda tenha bir yere bıraktılar. Bu durum Resulullaha haber verilince, (Yer ondan daha kötülerini kabul eder. Bu hâl size Kelime-i şehadetin şerefini bildirmek için vuku buldu) buyurdu.)
Menkıbeden bu kişinin mürted olarak öldüğü anlaşılıyor. Mahlem bin Cesame sahabeden değil miydi? Sahabe mürted olmayacağına göre bu olayın açıklaması nedir?
CEVAP
Bu kişinin münafık olduğu anlaşılmaktadır. Müslümanların camisine gelen kimseye Müslüman denir, hem onlarla beraber cihad ettiğine göre Müslüman kabul ediliyordu, ama Allah rızası için cihad etmediğini ve münafıklığını bu olay göstermiştir. Peygamber efendimiz, mucize ile onun münafık olduğunu anlayıp beddua etmiştir.
Salebe’nin de, zekat vermeyince münafık olduğu meydana çıkmıştı.
Aralarındaki bir anlaşmazlıktan dolayı, bir Müslüman, bir Yahudi ile gelip, Resulullahtan Yahudi ile kendisi arasında hakem olmasını istiyor. Resulullah efendimiz de Yahudi lehine karar verince, Müslüman bilinen kimse kabul etmiyor, bir de, Ömer’e gidelim diyor. Hz. Ömer, Yahudi ile gelen kimsenin münafık olduğunu anlayınca, (Resulullahın hükmüne razı olmayanın hakkı kılıçtır) diyerek boynunu vuruyor. Bu olaydan sonra, hakkı bâtıldan ayıran anlamına (Faruk) unvanını alıyor.
Bu olaylar onların münafıklığını ortaya çıkarmıştır. Yoksa Eshab-ı kiramdan hiç biri mürted olmaz.
Eshabın hepsi Cennetliktir
Sual: Kuzman ismindeki bir sahabi, savaşta katledilince Eshab, Cennetliktir dedi, Resulullah (Hayır o Allah için değil kahraman desinler diye çarpıştı, o yüzden şehit değildir) buyurdu. Eshabın hepsi Cennetlik değil midir, sahabi nasıl şehit olmaz? Sonra sahabi nasıl kahraman desinler diye savaşır?
CEVAP
Evet sahabenin tamamı Cennetliktir. Hepsi de savaşta ölürse şehit olur. Kuzman veya Kazman, sahabiden değil idi. Münafık idi. Şevahid-ün-nübüvve kitabında diyor ki:
Eshab-ı kiram Uhud savaşına gidince, Kuzman gitmedi. Kadınlar, (Anlaşılan senin bizden farkın yok) dediler. Bu söz onun nefsine çok dokundu. Gidip savaşa katıldı. Müthiş bir şekilde savaşıyor, Kaçıp âleme rezil olmaktansa savaşıp ölmek daha iyi diyordu. Öyle savaştı ki, müşriklerden yedi kişi öldürdü. Kendisi de yaralandı. Eshab-ı kiramdan bazıları onu savaş sırasında yaralı halde görüp şehitlik sana afiyet olsun dediler. Bunun üzerine Kuzman şöyle dedi:
(Ben din için savaşmadım. Kureyşin galip gelerek hurma bahçelerini harap etmelerinden korktuğum için ve daha başka sebeplerle savaştım.)
Yaraları çok acı veriyordu, kılıcını göğsüne dayayıp intihar etti. Sahabeden bazıları onun durumunu bilmedikleri için Resulullaha, Kuzman müşriklerden yedi kişi öldürüp şehit oldu, dediler. Resulullah, (O Cehennem ehlidir) buyurdu. Sonra Kuzman’ın gerçek niyetini açıklayıp, “Ben Allah’ın Resulüyüm, Allahü teâlâ bana dilediklerini bildirir” buyurdu. Bundan sonra Eshab-ı kirama dönüp “Allahü teâlâ bu dini facirlerle de elbette kuvvetlendirir” buyurdu. (Şevahid-ün-nübüvve)
Salebe sahabi miydi?
Sual: Sahabi kime denir? Eshabdan bazılarının kusurlarını söylemek uygun olur mu? Eshabdan mürted olan olur mu? Salebe sahabi mi idi?
CEVAP
Peygamber efendimizi hayatta iken ve Peygamberliğini tebliğ ettikten sonra bir an gören, eğer kör ise bir an konuşan mümine sahabi denir. İmam-ı a'zam hazretleri, (Eshab-ı kiramın tamamını hayırla anarız) buyurdu. İmam-ı Şafii hazretlerine de, Eshab-ı kiram arasındaki savaşlardan sorulunca, (Allahü teâlâ, ellerimizi, bu kanlara bulaşmaktan koruduğu gibi, biz de, dilimizi tutup, bulaştırmayalım!) buyurdu. Ömer b. Abdülaziz hazretleri de böyle söylemiştir. (M. Rabbani c.2, m.96)
Eshab-ı kiramdan hiçbirinin kâfir olmayacağı, hepsinin Cennete gideceği âyet-i kerime ve hadis-i şerifle bildirilmiştir. Allahü teâlâ, Eshab-ı kiramdan razı olduğunu, Onları sevdiğini bildiriyor. Allahü teâlânın sıfatları ebedidir, sonsuzdur. Onlardan [eshab-ı kiramdan] razı olması da sonsuzdur. Artık bir daha sözünden dönmez, hep razıdır.
İki âyet-i kerime meali:
(Allah asla sözünden dönmez.) [Al-i İmran 9, Zümer 20, Rad 31]
(Allah vaadinden dönmez.) [Rum 6]
Münafıklar, Eshabdan değildir. Münafıklardan birkaçının, imansızlıklarını açıklamaları, Eshab-ı kiramın sonradan mürted olması demek değildir. Salebe de münafık iken, Müslüman görünmüş; fakat, zekatı inkâr edince, münafıklığı meydana çıkmıştır. Daha önce Müslüman göründüğü için (mürted oldu) denilmiştir.

